Category Archives: Blog

Yenidoğan Bebeklerde Uyku Düzeni

Şüphesiz annelerin en zorlandıkları konuların başında uykusuzluk gelir. Kendi adıma bunun ilk başlarda en temel zorluklardan biri olduğunu söyleyebilirim. Bebeğim- Ali Doruk- 8 aylık oldu ve artık uyku düzeni oturdu diyebilirim. Artık geceleri en azından bir kere uyanıyor ve mamaya kalkıyor. Aslında 8 aylık bebeklerde doktorların çoğu daha sağlıklı bir uyku için katı mamayla daha tok yatırarak artık yavaş yavaş gece sütünden kesmek gerektiğini vurguluyor ama Ali Doruk henüz daha tam olarak bu sistemi benimseyemedi. Ben de açıkçası uykumdan biraz ferakat edip onu çok fazla bu konuda zorlamak istemiyorum. Nasıl olsa zamanla bir düzene oturacaktır diye düşünüyorum, en azından öyle umuyorum. 🙂

yenidogan 01

Şimdi gelelim yenidoğan bebeklerin uyku düzenine:

Yenidoğan bebekler genellikle günde 16-20 saat uyurlar. Bu tabi bebekten bebeğe değişiklik gösterebilir. Bazı bebekler daha az uyku düzenine sahip olabilirler Tracy Hogg’un araştırmasına göre bebeklerin günlük uyku süresi şöyledir;

0-1 ay: 19-21 saat

2-3 ay: 16-18 saat

4-6 ay: 15-16 saat

6-9 ay: 13.5-16 saat

10-12 ay: 13-15 saat

13-24 ay: 13-14 saat

Her bebeğin yetişkin bir bireyde olduğu gibi derin uyku, hafif uyku ve REM (Rapid Eye Movement) uykusu gibi uyku döngüleri vardır. Hızlı Göz Hareketleri kelimelerinin baş harflerinden oluşan REM uykusu, rüyaların görüldüğü ve beyin gelişiminin oldukça önemli olduğu bir süreçtir.  Bebekler ilk doğduklarında REM uykusu uyurlar; bu yüzden sık sık uyanırlar. Bebeklerin derin uykuya geçmesi genellikle 20 dakika sürer.

Bebeğimi Nasıl Uyutmalıyım?

Her annenin bebeğini uyutma metodu farklılıklar gösterir. Her ne kadar çevrenizden şöyle yap, böyle uyut gibi öneriler gelse de siz kendinizi ve bebeğinizi rahat ettirecek bir sistem geliştirmişsinizdir elbet. Ben yine de kendine bir metod bulamamış taze anneler için birkaç önemli ipucu vermeye çalışacağım.

Uyku Saatlerine Dikkat Edin: Öncelikle iyi bir uyku için bebeğinizin düzenli saatlerde yatması gerektiğini unutmayın. Ayrıca ‘benim bebeğim her yerde uyumaya alışsın’ fikri her zaman kabul görmeyebilir. Eğer uyku sorunları yaşayan bir bebeğiniz varsa ilk adım bu problemi ortadan kaldırmak olmalıdır ki bu da uyku rutinini sağlamakla olur. Bebeğinizi her akşam aynı saatte yatırmaya özen gösterin. Gün içinde uyuduğu saatleri not edin. Sonrasında uykusunu bir düzene oturtmak için buna ihtiyacınız olacak.

Uyku Uykunun Mayasıdır: Uyku uykunun mayasıdır sözü doğrudur ve tarafımdan tescillenmişitir. 🙂 Gün içinde uyumamış bir bebeğin gece uykuya dalması daha zor olur. “Bütün gün uyumadı, gece iyi uyur” düşüncesi tamamen yanlıştır.

Küçük Dokunuşlar: Akşam uykusuna geçmeden önce onu yoracak ve uykusunu açacak aktivitelerden uzak durun. Karnının iyice tok olduğundan emin olun. Ilık bir banyo, onu sakinleştirecek bir müzik, hafif bir masaj veya ufak dokunuşlar (iki kaşının arasını küçük parmak hareketleriyle okşayabilirsiniz.) bebeğinizi rahatlatacak ve daha çabuk uykuya dalmasını sağlayacaktır.

Uyku Arkadaşı Edindirin 4. aydan itibaren bir uyku arkadaşı da edindirebilirsiniz. Bu, yumuşak, eliyle rahatça kavrayabileceği küçük bir oyuncak olabilir. Alışması için yatağından çıkarmayın, her gece uykudan önce yanına koyun, eline verin, hafifçe yüzüne sürün. Zaman içinde uyku arkadaşına alışacaktır. Ali Doruk daha çok üzerine örttüğüm örtü yardımıyla uyuyor. Örtüyü yüzüne çekiyor ve öyle uyuyor.  Bu da sizin için bir kaynak olabilir.

yenidoğan  Untitled-1

Kendi Yatağında Yatırın: Uzmanlar bebeğin ilk aylardan itibaren kendi odasında, kendi yatağında yatması gerektiğini vurguluyor. Bunun psikolojik gelişim açısından da oldukça önemli olduğunun altını çiziyor ama ben bunu henüz uygulayamadım o ayrı. 🙂 Açıkçası geceleri her ağladığında yataktan kalkıp odasına gitmek pek işime gelmedi. Bunun yerine yanımda, park yatakta yatırdım. Bir de sürekli üstünü açtığı için içim rahat etmedi. Ama yakın zamanda odasını ayırmayı planlıyorum. Bakalım nasıl olacak, göreceğiz, sanırım zor günler bizi bekliyor. 🙂

Sakin Olun: Bebeğiniz en küçük şeyi hisseder. Siz onu uyutmaya çalışırken yaydığınız enerji ona da geçecektir. Uyumayacak düşüncesiyle strese girmeniz normal ama sakin olmanız bebeğinizin daha huzurlu olmasını sağlayacak ve daha kısa sürede uykuya geçmesine olanak verecektir. Asla bebeğinizle inatlaşmayın. Ona ninni söyleyebilir ya da masal anlatabilirsiniz. Bu hem bebeğinizi hem de sizi sakinleştirecektir.

Ufak Detaylar: Odanın çok sıcak ya da soğuk olmadığından emin olun. Işıkları kapatın. İlgisini çekecek şeyleri ortadan kaldırın. (Örneğin su buharı makinesinin ışığı. Bu örneği vermemin nedeni bilhassa bunu yaşamış olmamdır. 🙂 İlk su buharı makinesini aldığımızda gözünü ondan ayırmıyordu. Dolayısıyla uykusu kaçıyordu. Ben de çözümü o uyuduktan sonra çalıştırmakta buldum.  🙂

Ferber ya da Tracy Hogg yöntemini uygulayabilirsiniz: Ferber yöntemi Tracy Hogg’a göre biraz daha katı aslında. İlk önce bebeğinizi rahatlatacak yöntemlerle uykuya hazırlayın. Biraz önce bahsettiğim gibi banyo yaptırmak ya da masal anlatmak gibi…  Uyku vakti geldiğinde bebeğinizi yatağına yatırın ve odadan çıkın. İlk önce 5 dakikada bir, daha sonra 10 dakikada bir gittikçe aradaki süreyi uzatarak odaya girin, ışığı açmadan bebeğinizin yanına gidin ve onu hiçbir şekilde kucağınıza almadan pişpişleyerek sakinleştirdikten sonra tekrar odadan çıkın. Her gece bir öncekinden daha geç odaya girmeye başlayın. Tabi ağlamalarına dayanabilmek biraz zor. Ferber yöntemine göre bebeğiniz 3-4 gün içinde kendi kendine uyumaya alışacaktır. Bu yöntemi uygulamak için bebeğin 4-6 aylık süreci doldurmuş olması gerekiyor.

yenidogan001

Ferber yöntemine karşı çıkanlar var tabi. Özellikle Co-Sleep “Yakın Uyuma” metodunu savunanlar bu sistemi doğru bulmuyor. Bebeği ağlatmanın çocuğun anne babasına ve çevresine olan güvenini sarstığını iddia ediyorlar. Yakın Uyuma metodunu tercih eden annelerin her birinin farklı sebepleri bulunuyor. Bunlardan biri, annenin bebek her ağladığında yataktan kalkmaya üşeniyor olması ki bu beni tarif ediyor. 🙂 Bir grup anne de bebeğinin yüz üstü dönüp boğulma tehlikesine karşı önlem olarak yanında istiyor. Kısacası her annenin kendine göre farklı sebepleri var. Ama hepsinin ortak buluştuğu bir şey de var ki bebeğine yakın olma duygusu her şeyin önüne geçiyor. 🙂

Tracy Hogg yöntemine bakacak olursak özetle Yatır-Kaldır Yöntemi olarak nitelendirebiliriz. Tracy Hogg aslında İngiliz kökenli bir bebek hemşiresi. Ferber’e kıyasla bebeğin güven duygusu oldukça önemli. Bu yüzden bebeği ağlatmamak birinci öncelik. Kucağa alıp sallama, emzik verme gibi alışkanlık yaratacak şeylerden bebeği uzaklaştırmak gerektiğini vurguluyor. Bunlar bebeğin uyku kalitesini etkileyen unsurlar arasında yer alıyor. Yatır-kaldır yönteminin içeriğine gelecek olursak; Öncelikle bebeğin günlük rutin alışkanlıkları içinde uykuya hazırlıyorsunuz. Ilık bir banyo yaptırmak, ninni söylemek, uyku arkadaşını yanına vermek gibi.  Daha sonra bebeğinizi karyolasına koyup kendi başına uyuması için yanından ayrılıyorsunuz. Eğer ağlamaya başlarsa 6 aydan küçük bebekler için kucağınıza alıp sırtını hafifçe sıvazlayıp pat pat vurarak “şşşşşş” sesini çıkarıyor ve sakinleştirmeye çalışıyorsunuz. Ağlaması kesildiğinde yerine yatırıyor, tekrar ağlarsa aynı metodu tekrarlıyorsunuz. Ve bu yöntem bebek uyuyana kadar bu şekilde devam ediyor.

Bebeğiniz 6 aydan büyükse kendi başına bağımsız hareket etmeye başlamış demektir. Ayağa kalkıyor, karyolasına tutunup çığlıklar atıyor ve sizinle iletişim kurabiliyordur. Eğer yanına gittiğinizde uyanmışsa onu kucağınıza almadan yavaşça yerine yatırıyorsunuz. Bu dönemde uyumasına yardımcı olabilecek bir uyku arkadaşı edinebilirsiniz. Ayrıca onu rahatlatacak müzikler de işinizi kolaylaştıracaktır. Bu yöntemlerin tümünde unutulmaması gereken bir şey var ki o da tutarlı ve sabırlı olmanız. Çünkü bebekler sizin koyacağınız kurallar çerçevesinde bir düzene alışacaktır. Siz bu metodları sistemli bir şekilde her gün uygulamazsanız bebeğinizin bir uyku düzenine alışması çok zor. Unutmadan bu yöntemi gündüzleri ve geceleri olmak üzere en az iki, üç hafta denemeniz öneriliyor.

Zorlu bir maraton sizi bekliyor. 🙂 Zorlu, ama her anı yüzünüzü gülümsetecek kadar da keyifli bir maraton. Yönteminizi kendiniz belirleyecek sizin ve bebeğinizin rahatı için hangisi uygunsa ona siz karar vereceksiniz. Bazı geceler belki de hiç uyumayacaksınız, yorulacaksınız, kendinizi yetersiz hissettiğiniz dönemler olacak ama bebeğinizin bir gülüşü her şeyi unutturacak size; mutlu olacak, hayatın o doğduktan sonra başladığını ve o nefes aldıkça nefes aldığınızı hissedeceksiniz. Ve şükredeceksiniz.

 

Share
Tagged , , , , , , , |

Bebeğinizin Fotoğrafları Kartpostala Dönüşsün

Geçmişten izler, çocukluğumuzdan da bir parça taşır kartpostallar, bizi eskilere götürür. Baktıkça hatıralarımızdan kısa bir film yansıtır gözümüzün önünde; ya gülümsetir ya da ağlatır…

Ama bir ömür boyu saklanır. Çünkü her bir kelimesinde özlem ve emek vardır. Her şeyden önemlisi de sevgi vardır. Unutulmaya yüz tutmuş bu kartpostallar şimdi bebeğinizin fotoğrafları ile yeniden hayat buluyor.

yenidogan kartpostal 1

Bebeğinizle beraber yapacağımız keyifli bir konsept çekimle birbirinden güzel kartpostalların sahibi olacaksınız. Her birinde bebeğinizin fotoğraflarının yer aldığı bu kartpostalları sevdiklerinize göndererek onlara eşsiz bir hediye verebilirsiniz.

banner

Siz de bebeğinizin kartpostal tadında fotoğrafları olsun istiyorsanız bunun için yapmanız gereken tek şey, çekim için dt@dilatasman.com’a mail atmak. Üstelik şimdi yenidoğan çekimleri  %20 indirimli ve 10 kartpostal hediyeli.

 

Hediyeler bununla da bitmiyor; mail atan kişiler arasından yapacağım çekilişte bir kişiye albüm hediye ediyorum.

Bebeğinizle sağlıklı, her anı mutlu, renkli bir hayat diliyorum. 🙂

 

yenidogan kartpostal 4

yenidogan kartpostal 2

yenidogan088

yenidogan kart 3

yenidogan kartpostal 6

yupp2   

yenidogan kartpostal3

yenidogankartpostal09

 

yenidogankartpostal4

Share
Tagged , , , , , , , , , |

Sütünüz Az Geliyor ve Bebeğiniz Aç mı?

Anne sütünün önemi tartışılmaz. Bebeğinizin bağışıklık sistemini güçlendiren, ileride karşılaşacağı hastalıklara karşı bir kalkan görevi gören anne sütü, bebeğinizin en önemli besin kaynağıdır. İlk altı ay sadece anne sütü vermek elbette her annenin en büyük arzusudur. Ama ne yazık ki bu her zaman mümkün olmayabilir. Bazen anne sütü bebeğinizi yeteri kadar doyuramayabilir. Bu durumda ek gıdaya ihtiyaç duyulur. Her ne kadar çevrenizdeki kişiler “emzirdikçe gelir” dese de bu bazı anneler için geçerli olamayabilir.

 

      

Bebeğimi kucağıma alalı 8 ay oldu. Henüz taze bir anneyim diyebilirim. :)) Bu aşamaların hepsinden geçtim. İlk günler bebeğimin ağlamalarını gaz sancısı zannettik. Elbette gaz sancıları yaşadığı dönemler oldu ki bu her bebekte olabilen bir şey. Ama gazını çıkardıktan sonraki huzursuzluğu, ağlamaları devam etti. Gaz ilaçları, karnına fön makinesi tutup ısıtma çabaları, masajlar hepsini denedik ama ağlamalarına çözüm olmadı. Sonradan anladık ki anne sütü yeterli gelmiyordu. Karnı aç olduğu için de ağlamaları dinmiyordu. Doktorumun tavsiyesiyle ek gıdaya başladık. Günde 30 cc ile. Ama yaterli gelmedi 60 cc, sonrasında 80 cc’ye çıktık.  Her bebeğin mamayı alma kapasitesi farklılık gösterebiliyor tabi. Kimine 30 cc yeterli gelirken kimi bebeğe daha fazla ölçüde mama vermek gerekebiliyor. Ben ilk zamanlar -tecrübesizlik tabi- 30cc’yi aşmak istemedim; bebeğin midesi büyür korkusuyla az miktarda mama vermeye çalıştım. Ama bu, onu aç bırakarak ağlamalarına tanık olmaktan başka bir işe yaramadı. Kendimi kötü hissettiğim dönemler oldu. Loğusalık psikolojisiyle kendimi sorguladığım, mama verdiğim için pişmanlık duyduğum, göz yaşı döktüğüm günler oldu. Bir tane içmeniz yeterli dedikleri halde günde üç, dört şişe malt içeceği içtim. Ama fayda etmedi. Çevremde “Sen emzirdikçe artar sütün…” “Mama vererek çocuğa yazık ediyorsun…” “Bu mamalar zararlı…” gibi yorum yapanlar oldu ama doktorumun söylediği tek bir söz bana her şeyi unutturdu. “Bebeğiniz böyle mutlu mu? Gerisi önemli değil.” Evet hiçbir şey bebeğimin mutluluğundan daha önemli değildi. Artık ağlamları son bulmuştu çünkü. Asıl pişmanlığı o zaman yaşadım işte. Gaz sancısı var diye yok yere haftalarca çocuğa eziyet ettiğimin farkına vardım. Bebeğim sadece açmış…

 

doğum fotoğrafçısı 2      doğum fotoğrafçısı 3

Bu yazıda amacım ek gıdayı kesinlikle kullanın demek değil. Zaten yazımın başında da anne sütünün öneminden bahsediyorum. Ama isterim ki anne sütü ile bebeğini beslemede sorunlar yaşayan anneler, sütü az gelen ya da hiç gelmeyen anneler benim gibi ilk bebeğinde bu yanlışları yapmasın. Siz yine bebeğinizi emzirmeye devam edin. Ama eğer sütünüz yeterli gelmiyorsa mama takviyesi de uygulayın. Mamaya karşıyım düşüncesiyle bebeğinizi aç bırakmayın. Bebeğin ilk altı ay aldığı vitaminlerle beyin gelişiminin tamamlandığını unutmayın. Loğusalık psikolojisiyle garip bir ruh haline girmeniz normal. Ama içsel dünyanızda yaşadığınız her ne varsa bilin ki bu bebeğinize yansıyor. Her şeyden önce sakin olun ve anne olmanın keyfini yaşayın. Siz huzurlu ve mutlu oldukça sütünüz az da olsa gelmeye devam edecektir. Unutmayın bebeğinizin sağlığı ve mutluluğu her şeyden daha önemli…

 

Share

Ali Doruk’la Hayata Merhaba

alidoruk

Her anı hafızamda yıllar boyu saklı kalacak bir gün… Ali Doruk’un, canım oğlumuzun hayata merhaba dediği o büyük gün; elinin elime değdiği, nefesini nefesimde hissettiğim, kokusunu içime çektiğim o kutsal gün…

İtiraf etmek gerekirse hamileyken bu kadar yoğun duygular yaşayacağımı beklemiyordum. Heyecanım ve içimi kıpır kıpır eden bir şeyler vardı elbet ama hiçbiri oğlumu kucağıma aldığım anki kadar yoğun değildi.

5 mayıs günü erkenden gelişiyle bize sürprizlerin en büyüğünü verdi Ali Doruk. Normal doğum beklerken aniden sebebi bilinmeyen bir ateşle hastaneye gittim. Enfeksiyon olma riskine karşı vakit kaybetmeden sezeryanla bebeğin gelmesinin daha doğru olacağı kararına varıldı. Heyecandan elim ayağım titriyordu; saniyeler içinde aklımdan onlarca soru geçti. Cevabını bulamadığım, içinde korku saklı sorular… Telaşdan doktora “Hemen şimdi mi?” diye sorduğumu hatırlıyorum. Hazır değildim, hem de hiç. Ama doktorum Prof. Dr. İbrahim Bildirici, o güzel enerjisi ve güleryüzüyle tüm endişelerime bir anda son verdi. Sevgili Çiseren Korkut’un blog yazısıyla tanıdım ilk olarak İbrahim Bildirici’yi ve doğrusunu söylemek gerekirse o yazı kendisini tanımamda en büyük kaynak oldu. Sonrasında birkaç arkadaşımın ve doktor ahbaplarımızın da teşvikiyle tanışmış olduk İbrahim Bey’le. İyi ki tanımışım… Kendisine ve Çiseren’e sonsuz teşekkürler… 🙂

alidoruk1

Doğum fotoğrafçısı olmak, böyle bir deneyimi yakından tanımış olmak bir rahatlık diye düşünürdüm hep kendi adıma ama yalanmış. 🙂 O rahatlık vizörün arkasından bakarken oluyormuş. Ameliyat masasına yattığımda sanki ilk defa orada bulunuyormuş gibi hissetttim. Anesteziste göre oldukça sakindim aslında. Karşılıklı espriler bile yaptık ama içimde hissettiklerim bambaşkaydı. Endişe, korku, hüzün, mutluluk, huzur, aşk, gözyaşı ve tüm duyguların karıştığı işte o dakikalarda ilk tanışma. Kokusunu içime çektiğim o unutulmaz an… Dokuz ay boyunca her anım mutlu bir bekleyişin hatıralarıyla doluydu; şimdi her dakikası yüzümü gülümseten koskoca bir hayata merhaba diyorum. Merhaba bebeğim, iyi ki varsın. Ve canım aşkım -Emre Taşman- sen de iyi ki hayatımdasın. (Bu son cümle sonradan eklendi. Kendisi yazıyı okuduktan sonra kendi adını göremeyince biraz sitem etti de. :))

Doğumda yanımda olup desteğini esirgemeyen eşimin kardeşi Zeynep Şanver’e; doğumuma yetişemese de sonrasında çektiği güzel karelerle mutluluğumuzu ölümsüzleştiren canım arkadaşım Leyla Durdoğan’a ve yine işinin gücünün arasında kamerasını kapıp gelen, birbirinden güzel fotoğraflarla bana hediyelerin en büyüğünü veren güzel insan Filiz Dibi’ye teşekkür ediyorum.

 

Fotoğraf: Zeynep Şanver

Fotoğraf: Zeynep Şanver 

Fotoğraf: Leyla Durdoğan

Fotoğraf: Filiz Dibi

Share
Tagged , , , , , , , |

Gebelikte Sırtüstü Yatmak Zararlı mı?

Bugün itibariyle 30. haftadaya girmiş bulunuyorum. Karnım iyiden iyiye büyüdü ve hareketlerim oldukça yavaşladı, oturduğum yerden ayağa kalkıp doğrulmam gün geçtikçe zorlaşıyor. En zoru da sabahları yataktan kalkma merasimi. Eskiden telefonun alarmı çalınca yataktan fırlayan ben, şimdi dakikalarca ayağa kalkmak için mücadele veriyorum. J Geceleri sık sık yatış poziyonumu değiştiriyorum ama en rahat ettiğim pozisyon sırtüstü yatış. Her ne kadar doktorlar bunu çok fazla önermese de kendimi böyle daha rahat hissediyorum nedense. Bunun doktorlar tarafından fazla önerilmemesinin nedenine gelecek olursak; vücudumuzun ortasından sağ tarafa doğru vena kava inferior denen büyük toplar damar geçiyor. Sırt üstü yattığınızda bu toplar damara rahim baskı yapıyor ve kalbe giden kan miktarı azalıyor. Bu yüzden kişi, tansiyon düşmesi ile beraber zor nefes alma şikayetleri ile karşılaşabiliyor. Sol tarafa yatıldığında ise plasentaya giden kan miktarı arttığı için bebeğe daha fazla oksijen ve besin maddesi ulaşıyor. Ayrıca kan dolaşımı da arttığı için vücuttaki ödem de azalmış oluyor. Bu yüzden geceleri ilk etapta yan yatmaya çalışıyorum ama uyandığımda kendimi yine sırtüstü yatar pozisyonda buluyorum. 🙂 Sanırım bebeğim ve ben kendimizi böyle daha huzurlu ve rahat hissediyoruz. 🙂

Share

Gebelikte Kılcal Damar Çatlamaları ve Varis

Gebelikte, vücutta yükselen östrojen hormonu nedeniyle damarlarda genişleme ve yeni damar oluşumları sık sık görülür. Bunlardan biri de örümcek ayağı görünümünde ince kılcal damar çatlamalarıdır ki daha çok yüzde ve karın bölgesinde kendini gösterir. Benim de hamileliğimin üçüncü ayında göz altımda küçük bir kılcal damar çatlaması oldu. İlk etapta yeni aldığım göz altı kreminden kaynaklandığını sandım ama sonrasında araştırınca hamilelikte bunun çok normal olduğunu öğrendim. Ne yazık ki bunu önlemenin bir yolu yok. Ama duyduğuma göre doğum sonrası yüzeye çıkan bu ince damarlar kaybolabiliyormuş. Eğer sizi rahatsız edecek kadar yoğun bir görünümdeyse hiç dert etmeyin, lazer tedavisi ile kısa zamanda çözüme ulaşabilirsiniz.

Bacaklarda oluşan varisler için önlem almak daha kolay tabi; varis çorabı kullanarak varis oluşumunun önüne geçebilir ya da en azından bunu hafifletebilirsiniz. Bol bol yürüyüş yapmak, çok fazla ayakta kalmamak, uzanırken bacakları kalp hizasının üstünde olacak şekilde yukarıya doğru uzatmak da küçük ama önemli ayrıntılar… Sıcak suyla duş almamanızda da fayda var. Çünkü sıcak su damarlarınızın daha çok genişlemesine neden olacak, bu da varis oluşumunuzu hızlandıracaktır. Ben her banyo sonrası bacaklarıma önce ılık, sonra yavaş yavaş soğuk su uyguluyorum. Faydasını gördüm, size de tavsiye ederim.

Share

Gebelik Çatlakları

Gebelikte hormonal değişikliklerden kaynaklanan nedenlerden dolayı cilt sorunları sık sık yaşandığı doğru. Ciltte lekelenme, kuruluk, gerilme, karın ve bel bölgesinde, bacaklarda çatlama, kızarıklık, varis, selülit… Bunların hemen hepsi kişiden kişiye değişiklik göstermekle beraber genetik faktörlerin etkisi önemli ölçüde kendini belli ediyor.

Hamileliğimin ilk aylarında çevremdekilerin yaşadıkları deneyimlerden aldığım tavsiyeler ve hatta psikolojik baskılarla –gözümü o kadar korkuttular ki-  tüm önerileri dikkatle dinleyip denilen ne varsa yapmaya özen gösterdim. Özellikle ciltteki çatlaklarla ilgili vücudu nemli tutmanın, bunun da en başta bol bol su içmekle mümkün olduğunu söyleyebilirim. Normalde çok su içen birisi değilim ama şunu anladım ki pet şişe yanınızda olduğu müddetçe yudum yudum alarak vücudunuzu su içmeye alıştırabiliyorsunuz. Pet şişe ile içmenin bir faydası da ne kadar içtiğinizi ölçebiliyorsunuz. Yalnız size tavsiyem; pet şişenizi sürekli değiştirin. Çünkü içinde bakteri ürüyor ya da en sağlıklısı cam bir şişe temin edin. Eğer bardakta içmeye alışkın olanlardansanız, suyu biraz daha içimi kolay hale getirmek için içine limon, elma ya da lime katarak aromatik bir hale de getirebilirsiniz. 😉

   

NOT: Benim gibi sık tuvalete çıkmaktan şikayet edenlerdenseniz haklısınız ilk başlarda çok sık tuvalete çıkıyorsunuz ama bir süre sonra vücudunuz buna alışıyor ve daha az tuvalete çıkmaya başlıyorsunuz. Tabi bu hamileiğin ilk ayları için geçerli. Sonraki aylarda böbreklerinizden geçen kan miktarı artış göstereceğinden böbrekleriniz daha fazla kan süzecek ve daha fazla idrar üretecektir. Dolayısıyla mesanenize olan baskı da artacaktır.

Cildin gerilmesinin önüne geçmek için eczanelerde satılan çatlak kremlerini kullanabilir ya da daha az masraf yapmak istiyorsanız Johnson’s baby yağı, badem, susam ya da kako yağı da kullanabilirsiniz. Ben hamileliğimin ilk aylarından beri Johnson bebe yağı ve badem yağı kullanıyorum. 7. aydayım ve şimdilik hiç çatlağım olmadı. Eczanaden bir çatlak kremi aldım ama yoğun nemlendirmediği için çok fazla kullanmadım; sadece hemen dışarı çıkmam gerektiğinde giysilerime yağ bulaşmasın diye kullanıyorum. Ama zamanım varsa ve evdeysem badem yağını tercih ediyorum.

Eğer cildinizde bir gerilme, kaşıntı ve yanma hissediyorsanız bilin ki cildiniz çatlayacağının sinyallerini veriyor. Bekletmeden gerilen bölgelerinizi nemlendirmenizde fayda var. Kaşınan bölgelerinizi tırnaklarınızla kaşımamaya özen gösterin. Bunun yerine parmaklarınızla hafif hafif ovuşturabilirsiniz. Badem ve kakao yağını eğer aktardan alıyorsanız bildiğiniz bir aktardan güvenilir bir markayı seçmeye dikkat edin. Piyasada badem yağı adı altında içine su ve farklı katkı maddeleri katılmış çok fazla yağlar satılıyor. Eğer zamanınız varsa, marketten alacağınız tahinin üzerinde biriken susam yağını da kullanabilirsiniz. Hem doğal ve zararsız. Ayrıca, cildinizin çok kuruyup çatlamaması için duş sırasında cildinizi kurutacak sabunlardan da kaçınmanızı öneririm. Zeytinyağ özlü bir sabun cildinizin nemini koruması açısından daha faydalı olacaktır.

Share

Her şey OK.

On altıncı haftadayız ve bugün muayene günümüz. Heyecanla Pıtırcık Ali’yi göreceğimiz anı bekliyoruz. Her muayene günü bir öncekinden daha sabırsızız. J Ve işte en minik haliyle Pıtırcık Ali, kendisini gösteriyor. Ayaklar, eller derken çok komik bir şey oluyor ve bize “ok” işareti veriyor. Doktor da dahil hepimiz şaşırıp kalıyoruz. Sanki her şey yolunda, ben burada iyiyim der edasıyla o minik parmağıyla verdiği ok işareti hepimizin yüzünü güldürüyor.

ok

Share

Neler Ürtikere Neden Olur?

Öğrendiğime göre ürtikere pek çok şey neden olabiliyormuş aslında. Bunların başında alerjik reaksiyonlar geliyor. Renklendiriciler, belli başlı ilaçlar ve kimyasal maddeler, besin alerjileri, enfeksiyonlar, hatta böcek sokmaları bile tetikleyebiliyor. Tedavi öncesi ürtikere neden olan şeyin tespit edilmesi, sonrasında tekrarlamaması açısından oldukça önemli. Akut ürtiker genellikle 1, 2 gün içinde geçmekle beraber bazen birkaç haftayı da bulabiliyor. Kronik ürtiker ise 6 haftadan daha uzun süren durumlarda ortaya çıkıyor.

Tedavi süresince moralinizi yüksek tutmanız oldukça önemli. Çünkü siz her stres yaptığınızda -ki bunu yaşayan biri olarak test ettim- ürtikeriniz daha çok artıyor, kaşıntılarınız daha da şiddetleniyor. Bol bol soğuk kompres yapabilirsiniz, bu cildinizin rahatlamasını sağlayacaktır. Bir de baharatlı gıdalardan ve deniz ürünlerinden bir süre uzak durmanızda fayda var. Duş alırken suyun tazyikli olarak kabaran cildinize temasından kaçının, ılık suyla banyo yapmaya özen gösterin. Ve mümkün olduğunca cildinizi kapatan, nefes almasını engelleyen, tahriş edecek kıyafetlerden kaçının. Bunun yerine cildinizin açıkta kalmasını sağlayan, ince ve pamuklu kıyafetler seçmeye özen gösterin. Ben tedavi süresince, kış olmasına rağmen bacaklarımı kapatacak kıyafetler giyemiyordum. Çünkü sürtünme ile daha çok artıyor kaşıntılarınız.

Şunu söylemeliyim ki ürtiker, kesinlikle sabır isteyen bir hastalık; moralinizi yüksek tutun ve sabırlı olun. Bu sonsuza dek sizinle yaşamayacak ve emin olun bebeğinizin sağlığını tehdit eden hiçbir yan etkisi yok. Sadece psikolojik olarak sizi moralman etkiliyor; bu da bebeğinize stres olarak geri dönüyor tabi. Bu yüzden bakış açınızı değiştirin ve her şeyden önce iyi olacağım deyin.

Share

Ürtiker Oldum :(

Hamileliğimin 6. haftası… Ürtiker oldum. Yani halk arasındaki tabiri ile kurdeşen. Hamilelikte sık rastlanan bir şeymiş aslında. Hormon değişikliklerinden çok sık rastlıyoruz dedi doktor.  Ama benimki bambaşka bir nedenden; aspirinden kaynaklandı. Hayatı boyunca aspirin kullanmamış biri olarak aspirine ve aspirin türevi maddelere alerjim olduğu hiç aklıma gelmezdi. Kan sulandırıcı olarak doktorumun verdiği aspirin, iki haftanın sonunda ilk etapta bacaklarımda başlayan kaşıntı ve döküntülerle kendini gösterdi. Ama asıl sorun benim bunu su çiçeği sanmam oldu. Çünkü 1 hafta öncesinde bir düğün çekimindeydim. Gelinin sırtında döküntüler vardı. Ben sivilce izi sandım ilk başta. Tesadüfen eşimin arkadaşı çıktı gelin de. Bayağ samimi olduk. Ertesi gün öğrendim ki gelin meğersem su çiçeğiymiş. Bir haftanın sonunda bende de benzer belirtiler çıkmaya başlayınca tüm şüpheler kayboldu; su çiçeği olma ihtimalinden başka bir şey gelmiyordu aklımıza. Hamileyken bunun bebeğin sağlığını önemli ölçüde tehdit ettiğini öğrendiğimizde ne yapacağımızı bilemedik. Korkulu rüyalar başlamıştı bizim için. Ama neyseki test sonuçları yüzümüzü güldürdü; su çiçeği değil, ürtikerdim.

Ürtiker, normal şartlarda ilaçla tedavi ile kısa sürede çözüme ulaşan bir hastalık ama gebelikte bu kadar kolay olmuyor tabi. İlk olarak bebeğinizin sağlığını düşünüyorsunuz. Ben de ağızdan ilaç yerine ilk olarak lokal yoldan uygulayabileceğim kremlerle tedaviye başladım ki bunları da azar azar kullandım. Her ne kadar doktor bir zararı yok dese de annnelik iç güdüsüyle korka korka sürdüm her defasında. Kaşıntıdan geceleri uyuyamadığımda, tüm vücudum kaşıntıdan kabardığında da kullanmayı reddettim. Taa ki ürtikerin en ileri boyutlarını görene kadar. Doktorun sağlığımı tehdit eden bir durum söz konusu olduğunu söylediğinde yapacak bir şeyim yoktu. Mecburen düşük dozda kortizonlu ilaçlara başlamadım. Ama kadın doğumcumun da desteklediği bebek için herhangi bir sağlık sorunu teşkil etmeyecek ilaçlarla. Neyseki bir hafta sonunda ürtiker tümüyle geçti ve eski sağlığıma kavuştum. Bebeğim de ben de iyiydik.

Şimdi bu satırları yazarken bebeğimin ilk hareket edişlerine tanık oluyorum. Sanki hissetmiş gibi mucizevi bir şekilde ben burdayım ve iyiyim diyor. J Gerçekten inanılmaz bir his… Bebeğimin sesine kulak vermek üzere aranızdan şimdilik ayrılıyorum. :))

 

 

Share